Üye Girişi



Ajans Özel
İsmail Koncuk İdealist'e patladı PDF Yazdır E-posta

“Darbe yanlısı kim varsa, O’na LANET OLSUN”

“28 Şubat sürecinde, bazıları kafalarını annelerinin etekleri altından çıkaramazken, biz “KESİNTİSİZ DEMOKRASİ” istiyoruz, kokartı taktık.”

“Darbecilik suçlamasında bulunanlar, hangi darbe faaliyetinin içinde olduğumuzu ispat etmezlerse, hem MÜFTERİ’dirler hem de ŞEREFLERİNİ kontrol etsinler.”

“Memur Sen’de konferans veren Doğu Perinçek değilmiydi?

TÜRK EĞİTİM SEN GENEL BAŞKANI VE KAMU SEN GENEL SEKRETERİ

İSMAİL KONCUK İDEALİST’E PATLADI!

 

Türk Eğitim Sen’in Genel Başkanı İsmail Koncuk’la dobra dobra bir röportaj yaptık. Biz hiçbir lafımızı çekmeden sorduk; Sayın Koncuk’da Adana’nın delikanlısı olduğunu ispat ederek cesurca cevapladı.

İdealist; Sayın Başkan, sizce İsmail Koncuk kimdir?

Koncuk;1959 Adana Ceyhan doğumluyum. Liseye kadar Ceyhan’da okudum. Eskişehir eğitim enstitüsü İngilizce bölümünden mezun oldum. Ayrıca Erzurum’da iki yıl Atatürk üniversitesinde okudum, daha sonra bıraktım. Öğretmenlik görevime 5 Ocak 1981 yılında Konya’da başladım, 27 yıllık öğretmenim. 1996 yılında Türk Eğitim Sen’de göreve başladım. Aynı zamanda Kamu Sen il temsilciliğinde bulundum. 2005 yılında Genel kurul sekreterliğine seçildim. 2008 yılında Türk Eğitim Sen Genel başkanlığı ve Kamu Sen Genel sekreterliği görevine seçildim ve halen bu görevleri yürütmekteyim.

İdealist; Adana’yı takip ediyormusunuz?

Koncuk; Adana’da olmaktan keyif alıyorum. Ailem, annem babam Adana’da, buradan kopmam mümkün değil. Elbette Adana’yı çok yakından takip ediyorum. Adana’daki sendikal faaliyetleri, siyasetini ve bürokrasisini yakından takip ediyorum. Belediye Başkan adaylığında, milletvekilliği aday adaylığında bulundum.

İdealist; Siyasete, sendikacı olarak bakış açınız nedir?

Koncuk; Siyaset çok önemlidir. Kamu çalışanları Türkiye’nin en birikimli insanlarıdır. Onların siyasi yasaklı olmaları yanlıştır. Siyasetten kastım partizanlık değildir. Partizanlık, insanları düşüncesine göre kategorize etmektir. İnsanlar düşüncelerine göre değerli-değersiz ifade edilmesi kabul edilemez. Temiz siyaset için kamu çalışanlarına ihtiyaç var, mutlaka önleri açılmalıdır. Siyaset bir fikir üretmektir.

İdealist; Siyasetle ilgileniyorsunuz?

Koncuk; Hayır siyasetle ilgilenmiyorum. Tabii bizim işimiz Türkiye siyasetiyle doğru orantılıdır. Siyaset-sendika zıt gibi ama birbirleriyle yakın ilişki içerisinde, örnek olarak zamlar bürokrasinin yönlendirmesiyle ama siyasetin karar mekanizmasıyla alınır. Siyaset bizim rakibimiz ve ya düşmanımız değil. Lakin, siyasetçilerle zaman zaman karşı karşıya gelinmektedir. Yapılan uygulamalar üyelerimizin aleyhinde olabilir, buna karşı durmak gerekebilmektedir.

İdealist; Empati yaparsak; ileride siyasi olursanız ve sendikalarla masaya oturduğunuzda, yani masanın karşı tarafına geçtiğinizde; Devletin menfaatlerini korumak ile devamlı üyelerinin menfaatini düşünen sendikacılık fikri sizi bir çelişkiye götürmez mi?

Koncuk; Çelişkiye götürmez. Çünkü bizim sendikal anlayışımızda karşı duruş sergilemek var. Ama diyalogda var, bizim devletin geleceğini tehlikeye koyacak hiçbir talebimiz olmadı. Devletin ekonomik gücünün üzerinde teklifimiz olmadı. Bizim talebimiz pastadan kamu çalışanlarının aleyhine işletildiği için, hakkımız olan dilimden pay istiyoruz. Ama her zaman hükümetler, memura verirsek, işçiye istihdam oluşturamayız, köylere elektrik, su götüremeyiz gerekçeleri ile haklarımızı vermedi de sanki sorunları çözdüler mi? Bize vermediniz de gelişme mi oldu? Geçmişte sendikacılık yapmış siyasiler, sendikaların taleplerini asla unutmamalıdırlar. Bilakis onlar empati yapmalıdırlar. Bakınız sizin dediğinizden tamamen farklı bir şey söylüyorum.

İdealist; Başka sendikaların başkanlarıyla görüşmeler yaptım. Onların görüşleri de bu söylediklerinize yakın. Diyorlar ki biz diyalog ve uzlaşma yolunu seçtik. Evet, üyelerimizin menfaatleri adına bazen istediklerimizin daha üzerinde haklar aldık. Hep muhalefet yolunu neden seçeyim? Derler. Sizde buna yakın şeyler söylüyorsunuz. Farkınız ne?

Koncuk; Bu beyanı hangi sendika verdi bilmiyorum.

İdealist; Eğitim Bir SenKoncuk; Sendika adı vermek istemiyorum. Bu sendika nerede, hangi konuda fazlasını almış, söz konusu sendika ancak, okullarda boş bulunan makamlara kendi üyelerini atattırmak kabiliyetindedirler. Bunların kamu çalışanları adına elde ettikleri tek bir kazanımlarını görmedim. 2005 yılında sözleşmeli öğretmenlik uygulamasında 657 4C uygulamasından bahsediyorum. Bu uygulamada, sözleşmeli öğretmenler 10 ay çalıştırılır ve maaşları 600-700 TL civarındaydı. Sendika bu durum için ne yapar? Düzeltmeye gider. Biz yargıya başvurduk, neticede iptal edildi. Hükümet 4b ye geçti. Bu uygulama ile, 12 ay çalışma ve ek ders kesintisinin haricinde diğer öğretmenlerle aynı maaşı alma hakkı oldu. Tek taraflı sözleşmeyi fesih etme hakkını elinde tutan devleti yine yargı yoluyla bu durumdan vaz geçirme mücadelesini verdik. Biz bunları yaparken onlar dava açmışlar mıydı? Neden açmadılar? 4C için açtıkları bir dava var mı? Kendisinin sendika olduğunu iddia eden, diyalog yolunu seçenler neden çözemediler? Elbette diyalog içinde olacağız, diyalogun bittiği yerde ne yapacağız? Yargıya gideceğiz. Dolayısıyla “biz diyalog yoluyla sendikacılığı seçtik” iddiası boş bir iddiadır. Altı da boş üstüde boştur. İdealist; Sendikaların menfaat örgütü olduğunu söyleyen Eğitim Bir Sen Genel başkanına, sizin sendikanızdan tepkiler gelmişti. Sizde söz konusu yasayı 4688 nolu yasanın 1. maddesini okurken menfaat örgütüdür tanımlamasına katıldınız. Bu durum çelişki değilmidir?

Koncuk; Menfaat kelimesi kullanılabilir bir kelimedir. Ama kişisel menfaatlerin üzerinden değerlendirmek lazımdır. Menfaat Ahmet’i Mehmet’i okul müdürü yapmak değildir, menfaat genelin üzerinden olmalıdır. Genelin hak ve hukuk iddiası önemlidir. Bunların Genel Başkanının “Dünyada ve ahirette menfaatleri olmayan bize üye olmasın” sözü, sendikacının söyleyeceği söz değil. Sendikalar üyelerinin geneline menfaat sağlayabilir bakın bazılarına değil. Ferdi olarak bazı üyelerini müdürlüklere geçici yöneticiler olarak atayabilirler. Peki, bu durum, “hakkı olan” binlerce insana haksızlık değilmidir? Bunlar iktidara yakınlıklarıyla bazılarını göreve getirebilir yarın iktidar değiştiğinde ne olacak. Asıl olan kim iktidar olursa olsun hak edenin bir yerlere geleceği mekanizmaları sağlamaktır. Elbette üyelerimizi düşüneceğiz, bu durum başkalarına haksızlık yapacağız anlamına gelmemelidir. O şahıs yarın bizim üyemiz olabilir. Bunların genel başkanlarının “Dünya ve ahirette menfaati olmayan bize üye olmasın” sözüyle, Ortaçağda kilise papazlarının cennetten anahtar dağıtmasıyla ne fark vardır. Sendika başkanları doğrudan ALLAH’A BAĞLI İNSANLARMIDIR? Sendika başkanları peygamber midir? Peygamberlerin bile böyle gücü yoktur. Cehenneme giden bir insanı cennete koyabilir mi? Bu ancak Allah’a aittir. Peygamber efendimizin şefaat hakkı vardır. Dua eder ümmetine, böyle bir iddia hâşâ dinden de çıkarır insanı. Böyle bir sendikacılık anlayışının eğitime vereceği bir şey yoktur. Bu anlayış değişmelidir.

İdealist; Sendika yönetimi ile üyeleriniz arasında adaletsizlikle suçlanıyorsunuz. Yanlış değilsem söz edilen konu üyelerinizi sigorta ettirmenizle ilgiliydi.

Koncuk; Bunu da yanlış söylüyorlar. Şimdi bir örnek vereyim; Bizim Of temsilcimiz, üye çalışmasındayken bir kaza yaptı, şu an belden aşağısı tutmuyor. Adana’daki arkadaşlarımız Aladağ’a kadar köy köy, dağ taş geziyorlar. Ben yılda on-onbeş bin km yol yapıyorum. Benim yönetici arkadaşlarımın elbette farkı vardır. Üye ve yönetici arkadaşlarımın kaza riski aynımıdır? Elbette fark olmalı, adalet anlayışımız bunu gerektirmektedir. Bu bizim vefa anlayışımız gereğidir. Üyelerimiz kaza geçirecekler biz onlara sahip çıkmayacağız bu olur mu? Bizim üyelerimizin yedi yıldır kaza sigortası vardır. Şimdi biz yedi yıldır üyelerimizi sigorta yapıyoruz, yaygarasını yapmamışız. Bunların anlayışını anlamak için sigorta meselesi bile yeter. Bu sendika daha bu sene sigorta yapmaya başlamış yaygara yapmaktadırlar. “Şimdi bunların anlayışı bakın neye benziyor; Tavuk küçücük bir yumurta yumurtlar yaygarayı basar, etrafı velveleye verir. At kocaman tay doğurur kimse neredeyse duymaz. Bunların durumu tavukla asil at arasında ki fark gibidir.” Şimdi yedi yıldır bizim yaptığımız sigorta hizmetimizi, hadi “taklit ettik” demesinler hiç olmazsa “örnek” aldık desinler. Ayrıca bunlar dedikodu yapıyorlar “dedikodu bizim inancımıza göre ölü kardeşinizin etini yemek gibidir.” Bu Ayeti Kerimedir. Yorum yapmak, karalamak yasaktır. Hem Müslümanlığı kimseye bırakmayacaklar hem de iftira edecekler.

İdealist; Eğitim Bir Sen, size zeytin dalı uzattığını ama kabul görmeyip, maniple edildiklerini söylüyorlar. Suçlama iddiasında bulunuyorlar.

Koncuk; Kimmiş ki bunlar bize zeytin dalı uzatmışlar. Niye uzatmışlar. Böyle bir zeytin dalı yok. Türk Eğitim Sen’in Genel başkanıyım böyle bir şey olsa konuyu değerlendiririm. Böyle bir zeytin dalını hatırlamıyorum. Ayrıca, elbette yanlış yapanları suçlayacağız

İdealist; Ak Partinin arka bahçesi olarak suçlanan Eğitim Bir Sen var. MHP’nin arka bahçesi olarak da görünen bir siz varsınız. Diğer sendika bu suçlamayla ilgili açıklamalarda bulunmuştu. Bu konuda siz ne dersiniz?

Koncuk; TES’in siyasi bakışını konunun başında izah etmiştim. Bizi bir siyasi partiyle bağdaşlaştırmak Kamu Sen’i anlayamamak demektir. Sendikamızda her görüşten arkadaşımız vardır.. Milliyetçi Hareket Partisi1999 da iktidara geldi. Bu yıllardaki Kamu Sen’in mücadelesini de görsünler. Biz sendikacılık yaptık, yağcılık yapmadık. Adana’yı inceleyin, hastaneleri inceleyin makamlar kimlere peşkeş çekiliyor araştırın. 155 bin üyesi olan yetkili bir sendikayı bir partiyle sınırlandıramazsınız. Hem MHP, meşru bir siyasi bir partidir. Bu söz konusu sendika, 2002 yılından AKP’nin iktidarından bu tarafa üye sayısını % 600-700 yükseltmiş. Bu iktidarla birlikte büyümüş. 2002 yılından bu taraf 22 binden 142 bine gelmişler. Bunu değerlendirsinler ellerini vicdanlarına koysunlar. Bu sendikacılıklarına da saygı duyuyorum Yalnız bu durumları İktidarın, İktidarda kaldığı müddetçe olacaktır. Bunların yaptığı sendikacılık “Sarı sendikacılıktır.” Sarı Sendika tanımı iktidarlarla birlikte duran sendikalara denir.

İdealist; Sayın Koncuk, Eğitim Sen bürolarına PKK örgütüyle ve başka konularla ilgili baskınlar yapıldı, gözaltılar yaşandı, bu duruma bakışınız nedir?

Koncuk; Maalesef, PKK terör örgütü Türkiye için bir tehlike. Eğitim-Öğretim alanında faaliyet gösteren bir sendikanın adının terör örgütüyle anılması çok yanlış. Bunu anlamak mümkün değildir. PKK ya da terör, doğunun gelişmesini engellemektedir. Ama başka bir sendikada aynı çalışmalar içerisindedir. Bu sendikanın Şanlıurfa’da toplanan Güneydoğu Anadolu şube temsilcileri, PKK talebine benzer talepler ortaya koyuyorlar. Sonuç bildirisine ekliyorlar. Nedir bu; Andımız değiştirilmelidir. Etnik diller desteklenmelidir, Bu talep, “ana dilde eğitim” iddiasının bir başka şeklidir. İstiklal Marşı törenlerini, çocukların yorulduğu, kışın üşüdüğü gerekçesiyle kaldırılması isteniyor.

İdealist; İstiklal Marşıyla ilgili bir cevap geldi.

Koncuk; Açıklama falan yok Ret yok, eğer kabul etmiyorlarsa, sendikanın genel merkezinin, Güneydoğu Anadolu şube başkanlarıyla farklı düşündüğünü gösterir. Rahatsızlarsa şube başkanlarıyla ilgili soruşturma açmalıdırlar. Açmamışlarsa neden açmadılar? Açmamışlarsa “sukut ikrardan” gelir. Bu durum, doğrudan olmasa da, dolaylı yoldan kabul anlamına gelir. Benim şube başkanım böyle açıklama yapacak, ben soruşturma açmayacağım. Bu ilkeler bizim “kırmızı çizgimizdir.” “Eğitim dili Türkçe iddiamıza inanmayan bize üye olmasın.”

İdealist; “Karda yürüyen, kart kurt sesi çıkaran insanlara Kürt diyen, bilimsellikten uzak bir sendika olur mu?” diyorlar.

Koncuk; Böyle bir şey söylemişsek buyursun getirsinler. TES in söylediği şudur; Anadolu coğrafyasında yaşayan, Türkiye Cumhuriyetine, anayasal bağlarla bağlı olduğunu söyleyen herkes Türk’tür. Aynı, İtalya’da, İngiltere’de, Fransa’da yaşayan herkese İngiliz, Fransız, Alman denmesi gibi..Etnik kökenlerini insanlar farklı tanımlayabilirler, biz buna saygı duyarız. Ama üst kimlik olarak Türk’tür.

İdealist; Başbakan’da aynı şeyi söylemiş tepki almıştı üst kimlik ifadenizle aynı oldu.Koncuk; Bu konuda Başbakan ne söylemiş bilmiyorum. Başbakan Türkiyeli demişti. Üst kimlik konusunu hakkında bilgim yok. Ben aynı zamanda Anayasadaki tanımı da söylüyorum. Bir insanın kanı, kökü bizi ilgilendirmez.İdealist; Başkan, Bu imzasız broşür dağıtma işiyle ilgili konuşsak, bu konuda mahkemeleşme de oldu. Bu işin aslı nedir? Bu broşürler kimin?

Koncuk; Bir defa biz iddialarımızın altına imza atarız, bakın söylediklerimizi açıkça söylüyoruz. Broşürlerle ilgili bir yargı kararı var mı? Bu dağıtılanlar gazete haberidir. Kaynağı gazetelerdir. Dava açmayanlar bunu kabul etmiş demektir. Hürriyet’te, Milliyet’te çıkan haberler olabilir. Öyleyse bu haberlerden rahatsızlıkları varsa gazetelere dava açılmalı tekzip etmelidirler. Bunun yolu bellidir.

İdealist; Çanakkale şube başkanınızın, Eğitim Sen başkanıyla birlikte bir basın açıklaması var. Ortak açıklamada, ilahiyatçı öğretmenlerin hep müdürlüklere atandığı, adam kayırmacılığının olduğu ve başörtüsü aleyhinde bir gazete haberi var. Bu basın açıklaması, Türk Eğitim Sen’in duruşuyla çelişmiyor mu?

Koncuk; Adam kayırma konusu doğru. Ortak metinde başörtüsüne gönderme yok. İmamhatipli öğretmen ve çalışanlarla ilgili açıklamayı doğru bulmam. TES’i temsil eden birisi olarak İmam hatiplerde ve öğretmenlerde bizimdir. Ayrıca Çanakkale şube başkanımız namazında niyazında bir insandır. Böyle bir insan başörtüsüne laf söyler mi?

İdealist; Ama bu gazeteyi yalanlamadınız?İdealist; Kamu Sen binasında Ergenekon sanıklarının basın açıklaması ve “Menemenden Ankara’ya irticaya dur yürüyüşü” ve başka planlamalar da yapıldı. Bu konuda hakkınızda suçlamalar oldu. Ne dersiniz?

Yalanın üzerine bina edilenlerin çok soluklu olması beklenemez. Kamu Sen 28 Şubatta “kesintisiz demokrasi” istiyorum kokartı takan sendikadır. Bunun aksini iddia etmek bize herhangi bir leke getirmez. Kaldı ki, bu açıklamaya katılmadığımızı biz zaten açıklamışız. Şimdi Kamu Sen binasına, bizim gibi düşünenler girecek başkaları girmeyecek bu olmaz. Bunu ispatlamak zorundadırlar. Bu iftirayı atanlar; Bizi darbecilikle suçlayanlar, bu suçlamalarını ispat etsinler, eğer etmezlerse “Müfteridirler” hem de kendi “Şereflerine” baksınlar.

İdealist; Örgüt ve darbe suçlamasında bulunanlarla kilisede, eski genel başkanınız ve gönderdiğiniz çiçekler vs. görüntülendi. Bu kilisede ne işiniz vardı?

Koncuk; Sevgi Erenol bir kere çok vatansever insandır. Türk Ortodoks kilisesini temsil eder. Babası, dedeleri Kurtuluş savaşında çok fayda sağlamıştır. Bir kere Türk türler, inançları bizi ilgilendirmez. Kilisede ayine katılmamış, oraya davet edilmişsiniz, Genel Başkanımız Şuayip Özcan’da davete icabet etmiştir. İnançlarımıza göre kilisede namazda kılabilirsiniz. Kiliseye girince Hıristiyan mı olunur? Şimdi İsmail Koncuk’un resmi kilisede çekilse, ayine mi katılmış oluyorum? Kaldı ki, Ergenekon, darbe suçlamaları sonradan ortaya çıkmıştır. Biz sizinle röportaj yapıyoruz. Sonra siz Ergenekon’dan tutuklansanız bende bu işe ortak olur muyum? Şu an, bunlar yargıda, yarın bunlar aklanırsa utanmayacaklar mı? Hukuk devleti böyle olur mu? Sokaktaki her insanın düşünceleriyle ilişkilendirilemezsiniz. Şimdi ben AKP’ yi, CHP’yi, MHP’yi de ziyaret ettim. Şimdi bu düşüncelerle mi ilişkilendirilmem lazım. “Doğu Perinçek, Ergenekon ve darbe iddialarıyla tutuklandı. Ama Memur Sen’de konferans vermişti. Biz Memur Sen aynı görüşte mi diyelim? Namuslu insanlara yakışmaz, aksini ispat etmedikçe aksi noktasında belge ortaya koymadıkça suçlama olmaz, böyle sendikacılık olmaz. Batarsın.

İdealist; Sayın Başkan, hiç hükümetin beğendiğiniz bir icraatı oldu mu?

Başbakanın Davos çıkışını beğeniyorum. Keşke devam etseydi.

İdealist; Milli Eğitim açısından demiştim.

Koncuk; Hüseyin Çelik zamanında bir hayliderslik yapıldı. İnternet ortamına geçildi, bu konuda eksikler olsa da düzelir. Ücretsiz kitap dağıtma işini doğru bulmuyorum. Zengin fakir ayrımı yapılmadan kitap dağıtılmamalı. Fakirin hakkını zengine vermektense, fakirin kıyafet ihtiyaçlarını karşılasak, ceplerine harçlık koysak. Aksi, durumu anlamış değilim.

İdealist; Böyle müthiş bir ikna gücü ve hitabeti olan İsmail Koncuk siyaset düşünüyor mu?

Koncuk; Şunu söyleyeyim, ben sendikacıyım TES genel başkanıyım. İnsan bulunduğu konumun kıymetini bilmeli ve gereğini yapmalı. Bu insanın şerefiyle ilgili bir hususudur. Sendika faaliyeti içinde uzun yıllar kalmak istiyorum. Ama bu anlayış değişebilir. Türkiye’nin her yerinde hizmet ederim. Siyasetçiye siyaset sendikacıyla sendika yaptığımı söyleyen gazeteciler oldu. Partizanlık asla yapmadım. Üyelerimin sorumluluğu bana verilmiş bunu en iyi şekilde yapmak lazım. Ayrıca, sendikacılık Türkiye’de çok yeni daha çok yolumuz var. Siyasetçi sendikacılara hak ettiği değeri vermeli. Sesimiz gür çıkmalı. Teslim olmayacağız. Hiç korkmadan gerçekleri dile getireceğiz ve getiriyoruz. Milli Eğitim Bakanımız Sayın Nimet Çubukçu’nun ve hükümetin başarılı olmasını diliyorum. Parti ayrımı yapmıyorum. Hükümet aslında biz sendikacıları, ücretsiz danışman olarak görmeli, görmek zorunda. STK olarak biz görevimizi yapacağız. Ülkemiz, tüm insanlarımız için sade üyelerimiz adına değil, doğruları söyleyeceğiz. Kürtçe dille TV açılmıştır. Bu yanlıştır. Tüm dünyada bu böyledir. Resmi dil Türkçe’dir. Başka vatandaşlar evlerinde, ne konuşursa konuşabilir. Biz farklıyız bölücülük yapmayız. Bölücülükle büyümeyeceğiz. Biz zaten büyüyoruz, bu yıl sadece 9 bin üye arttık. Sendikamızın üye sayısı 155 bin oldu. Hiçbir sendikanın yetkimizi almaya gücü yetmez. İktidarın gücüyle büyüdükleri halde 2009’da yetkiyi elimizden almayı başaramadılar. 2010-2011 ‘de de başaramayacaklar. Bu konuda muktedir olamazlar. “İktidarın etekleri altına saklanaraksendikacılık yapılmaz.” Bizim geleceğimiz var. Kamu çalışanlarının geleceği bizimle olacaktır.

İdealist; Sayın Koncuk, cesur ve samimi açıklamalarınızdan dolayı teşekkür ederim.

Koncuk; Ben teşekkür ederim.

 

 
Nano teknolojili kumaşlar Rasim Duran'da PDF Yazdır E-posta

Nano teknolojinin dünyamızı değiştireceği artık bildiğimiz gerçeklerden. Bu teknolojinin kullanımı hemen hemen bütün alanları kapsamaktadır. Nano teknolojiyi erkek giyiminde ilk uygulayarak teknolojinin tekstil alanında öncülerinden olan “Rasim Duran’dan” firmaları ve markalarının hikâyesini dinledik. Genç ve dinamik yönetim kadrosuyla Türkiye’nin aranılan markaları arasına giren “Rasim Duran” işlerine farklı bakıyor.

Nano teknoloji her alanda hızla gelişmeye devam ediyor. Türkiye’de nano teknolojinin ilk uygulandığı kumaşlarla ürün yelpazesini zenginleştiren, erkek giyimin öncüleri arasında “Rasim Duran” markasıyla Tivoli Tekstil ve Konfeksiyon, sektörünün liderleri arasında yerini almaya çalışıyor. Rasim Duran’ın ürün yelpazesinde, nano teknolojiyle üretilmiş çok zengin bir kreasyon var.

“Rasim Duran” markasının sahibi olan Tivoli Tekstil ve Konfeksiyon ltd. şti. Genel Müdürü Rasim Duran kendi ismini marka olarak tescil ettirmiş. 1998 yılında üç kardeş tarafından 12 metre kare yerde erkek giyimi olarak kurulan Rasim Duran, kısa zamanda Türkiye’nin aranılan markaları arasına girdi. Markanın önemini bilen Duran kardeşler, oturttukları kalitelerini markalaştırarak, önce Türkiye daha sonra da kendi mağaza zinciriyle dünyaya açılma hedefini seçtiler.  Rasim Duran markasını tercih edenlerin beğenileriyle karşılaşan firma yetkilileri, daha farklı ürünlere yönelmişler. Firmanın Genel Müdürü, Rasim Duran’ın kuruluş hikâyesini anlatıyor. “Ben çocukluğumdan bu tarafa hep tekstil alanında çalıştım. Bu sektörün çıraklığını, kalfalığını yaptım. Kalfalarıma, ustalarıma su taşırken onlardan kalitenin hikâyesini dinleye dinleye ustalaştım ve büyüdüm. Kaliteli bir ürünün nasıl olması gerektiği hakkında tartışmalara şahit oldum. Bu sektörün en önemli, vaz geçilmez konulardan birisininde “sektörde öncü” olmak gerektiğidir. Bu amaçla uzun zamandır; Kalitemizin her gün daha da artırılmasının yanında, dünyadaki gelişmelerin takip edilmesi ve sektörde öncülük yapabilme isteğidir. İşte “Rasim Duran” bu amaçla Türkiye’de ilk kez yüzyılın en önemli teknolojik gelişmelerinden olan nano teknoloji ile üretilmiş kumaşlarla erkek giyiminde üretime geçti. Nano teknolojiyle üretilen ürünlerimiz artık ıslanmıyor, leke tutmuyor ve anti bakteriyel kumaşlarla üretilenler elbiselerimiz artık dolaplarımızda yerini alacak. Çok kısa zamanda Türkiye’de ve tüm dünyada nano teknoloji her sektörde yerini alacaktır. Biz bunu önceden gördük, bir an önce sektörde, teknolojinin şu an tepe noktası olarak gördüğümüz nano teknoloji ile üretilen kumaşlarla hazırlanan erkek giyim ürünlerimizle yerimizi aldık” dedi.

Firma, kendi imalatları olan “Rasim Duran” markalı ürünlerini, kalitesiyle kendini ispatlamış mağazalarda ve satış noktalarında müşteriye sunuyor. “Rasim Duran’da takım elbise, kravat, gömlek ve pantolon olmak üzere çok zengin ürün yelpazesi var. Rasim Duran’ın mankenliğini Vatan Şaşmaz yapıyor.

TEKSTİLDE NANO TEKNOLOJİ NEDİR?

Önümüzdeki 10–15 yıla damgasına vuracağına kesin gözüyle bakılan nano teknoloji, tekstil sektörü için de bir dönüm noktası. İlk olarak, sözcüğün kökeninden yola çıkarak, tekstil sektöründe yaratacağı değişimi anlamaya çalışalım. Metrenin milyarda biri olan “nanometre”den türeyen nano teknoloji kavramı, tekstil sektöründe, kumaşın yüzeyindeki hava molekülünün emilmesi ve yüzeyde ince bir örtü oluşturularak, bu örtünün, kumaşı dış etmenlerden koruması temelinden hareketle kullanılmakta. Örneğin, nano teknoloji ve özel bir kimyasal işlem sayesinde bir inçin (2,54 santimetre) yüz binde biri uzunluğunda milyonlarca lifle donatılan kumaş leke tutmaz hale getiriliyor.

Bu buluş Amerika’da, maddelerin moleküler yapılarında değişiklik yaratan bir süreç olduğu için, mikro teknolojinin yeni bir akımı olarak değerlendiriliyor. Nano teknoloji, ürüne, kullanım süreci içerisinde anlaşılabilecek yeni özellikler katması ve her tip kumaşa uygulanabilmesi açılarından tekstil firmalarına cazip geliyor.

Ayrıca insanların nano teknoloji kullanılan ürünlerin dayanıklılığını bilmeleri de, daha pahalı olmasına rağmen bu ürünleri tercih etmelerini ve dolayısıyla üreticilerin ciddi bir kâr marjına sahip olmasını sağlıyor.

NANO ürünleri (yastık, yorgan ve battaniye) özel, yumuşak ve hafif bir maddeden imal edilmiştir.

Masaj yapma, anti bakteriyellik, metabolizmayı canlandırma ve kan dolaşımını düzenleme gibi işlevleri vardır.

NANO ürünlerinin özellikleri nelerdir?

Doğal maden filizinden elde edilen özel bir hammadde, uzak kızılötesi ışını yayma özelliğine sahiptir. Foto katalitik malzemelerle birleştirilen bu hammaddeler yastık, yorgan ve battaniye gibi ürünlere eklenebilir.

Isı koruyucu özelliğe sahiptir.

Kan dolaşımını düzenler, metabolizmayı harekete geçirir, vücut hücrelerini aktif hale getirir ve rahat bir uyku sağlar.

Yastık ve yorgan içindeki foto katalitik malzemelerin ayrıca koku giderici ve anti bakteriyel özellikleri de vardır.

Yapılan deneylerde, denek kişinin battaniyenin üzerine 10 dakika uzanmasından sonra, ten ısı derecesinde artış, kan dolaşımında hızlanma ve kan akışında artış gözlemlenmiştir.

NANO ürünleri kullanıldığında, vücut uzak kızılötesi ışından ve rezonans etkilerinden çıkan muazzam bir enerjiye maruz kalıyor. Pijama ile yataktan çıkıldığında dahi vücut soğuğa karşı hassasiyet göstermiyor.

İnsan hayatının üçte birinin uykuda geçtiği düşünüldüğünde, uyku esnasında, sağlıklı vücut şartlarını koruduğu saptanan NANO ürünlerinin kullanımıyla insan sağlığı günlük yaşamda en iyi şekilde korunmaktadır.

Ürünleri nasıl temizlenir?

NANO ürünleri kolay temizlenme özelliğine de sahiptir. Yorgan, battaniye ve yastığın dış yüzeyleri ve kılıfları makinede veya elde 30 dereceden az sıcak suda yıkanır ve güneşin altında kurutulur.

 
YAKAR; SENDİKALARA SORDU? PDF Yazdır E-posta
Yoksa siz Ergenekon’a kalabalık olsunlar diye mi sendikanıza üye kaydetmeye çalışıyorsunuz?”Eğitim-Bir-Sen Adana 1 Nolu şube Başkanı Mustafa Yakar’la, sendikaların ve eğitimin durumu hakkında dobra dobra bir söyleşi yaptık. Biz sorduk Yakar hiç lafını çekmeden cevapladı.Sayın Mustafa Yakar, Eğitim-Bir-Sen nasıl bir sendikadır?

 Biz kendi içimizde de adaleti benimseyen bir sendikayız diyerek bu sorunuzu cevaplamak isterim.

İlk soruma tuhaf bir cevap oldu.

Sayın Sayman, o zaman şöyle desem, Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanıyla, üyeleri arasında da adaleti sağlamayı amaç edinen bir sendikadır. Örnek olarak; Bizim Genel Başkanımız ve üyelerimizin ferdi kaza sigortası bedeli 15.000TL’dir. Yani yönetici ve üye bizde fark etmez, haklar eşit sunulur. Türk Eğitim Sen Genel Başkanı kaça, üyeleri kaça sigortalanmıştır? Bu örneğin, bizim nasıl bir sendika olduğumuzun cevabı olacağı düşüncesindeyim.

Başkan, ilk sorumuzla birlikte, başka sendikalara sataşma başladı.

Hayır, bu sataşma değil, bilakis doğruları asla çekinmeden ifade etmektir. Biz sendika ayırımı yapmadan, sendikaların hepsine zeytin dalı uzattık; onlar ne yaptı? Suçladı, saldırdı, manipüle yaptı. Sendikacılığın dışında ne varsa yaptılar.

Örnek olarak, en birinci önceliğiniz nedir? Diğer sendikalarda olmayıp ta sizde olan nedir?

Bizim birinci önceliğimiz; Türkiye’min bütünlüğüdür, bu esas vazgeçilmezlerdendir. Bakın az önce sataşma dediğiniz soruya başka bir cevap olacak bir örnek vereyim;

Ergenekon’dan yargılanan Şener Eruygur, Kamu-Sen Genel merkez binasında, Genel Başkan Bircan Akyıldız’la birlikte toplantı düzenledi. Bu toplantıya 41 güya sivil toplum örgütü katıldı. Toplantının amaçları arasında; “Cumhuriyet ve Şehit cenazeleri mitinglerini” organize etmek var. Aynı zamanda “Menemen’den Ankara’ya irticaya dur yürüyüşü” düzenlemek için toplantı yapmadılar mı? Ancak, bu sadece toplantı olarak kaldı, yürüyüşü yapamadılar, çünkü her yerde örgütlenmiş Memur-Sen var. Memur-Sen, en önemli engellerden birisiydi. Onların en önemli hedefleri arasında Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen’in gücünün kırılması var.

Her sene imzasız bildiriler havada uçuşuyor. Bunun aslı nedir?

Çok doğru bir soru sordunuz? Her sene Mayıs ayında korsan, imzasız ve sahipsiz bildiriler havada uçuşur. Aslında bunun adresi bilinir, bu bildirilerde Eğitim-Bir-Sen ve yöneticileri suçlanır. 2007-2008’de de korsan kitapçık dağıtmışlardı. Nisan 2009 da mahkemede inkâr biçimleri net bir şekilde görülmüştür. Bu durumu seyretmek bile meslektaşlarımız adına bizi üzüntüye boğmuştur.

Sayın Başkan, Sendikaların amacı nedir?

Sendikaların ilk amacı 4688 sayılı yasanın 1. maddesinde belirtilmiştir. Sendikalar, üyelerinin sosyal, ekonomik ve mesleki hak ve menfaatlerini korunması ve geliştirilmesi…amacıyla kurulmuştur. Bu konuda da Genel Başkanımız Ahmet Gündoğdu’nun ifadeleri, güya sendikacılar tarafından tenkit edilmiştir.

Ahmet Gündoğdu ne demişti?

“Sendikalar, menfaat örgütleridir.”demiş ve yasayla amacı söylenen görevi, açıkça ifade etmiştir. Genel merkezden bir yetkilimiz aynen bu soruyu “Yoksa siz Ergenekon’a kalabalık olsunlar diye mi sendikanıza üye kaydetmeye çalışıyorsunuz?” sorusuyla cevaplıyor. Elbette bizim sendika olarak ilk amacımız; Üyelerimizin menfaatlerini korumaktır.

Sayın Başkan, sizce bir sendika nasıl olmalıdır?

Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ “Türkiye halkı” ifadesini kullanıyor. Sendika safsatalara inanıyorsa ona sendika demem.

Ne demek istiyorsunuz?

Düşünün sivil toplum örgütü olduğunu söyleyen bir sendika “Bu ülkede Kürt yoktur, sadece karda yürürken ‘kart kurt’ sesi çıkardığı için kendilerine Kürt diyen köylü Türkler vardır.” Safsatasını savunanlara sendika dermisiniz?

Eğitim-Bir-Sen temel anlamda neye ilgi duyar?

 “İnsan haklarının ilgilendiği her konu ilgi alanımızdır” Biz “Gözyaşının rengi yoktur” diyoruz, mazluma  “dinini, milliyetini, mezhebini sormadık” Eğitim-Bir-Sen’in savunduğu doğruları evrenseldir. Kısa zamanda büyümesinin altında yatan gerçek “insan odaklı” olmasındadır diye düşünüyorum.

Mustafa Bey, bazı demeçlerinizde manipüle edildiğiniz iddiasında bulunuyorsunuz?

Allah’tan, bütün eğitimciler kendilerini manipüle etmeye çalışanlardan daha zeki, daha bilgili daha izan sahibi. Bu sözümün cevabı da Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen’in her geçen gün büyümesindedir.

Eğitim-Bir-Sen için Ak parti’nin arka bahçesi olduğu yönündeki iddialara ne diyeceksiniz?

Efendim, bu sözü söyleyenler önce kendine baksın. “İnsan önce kendi evinin önünü süpürür, sonra başkasına bir şeyler demeye hakkı olur.” Sizinde bildiğiniz gibi bazı gazetelerin, seçim arifesindeki manşetlerini söyleyeyim; “MHP ile ters düşen Resul Akay’ın koltuğu sallanıyor.”, “MHP Kamu-Sen’in yönetimini ele geçiriyor.”, “Kamu-Sen’e kızan Bahçeli, 40 şube Başkanını toplayarak, Resul Akay’ın gönderilmesini istedi.”, “Akay, MHP’yi İ. Kılınç Paşa’ya şikâyet etti.”, “Türk Eğitim Sen Başkanımı, MHP Başkanımı?” Bu manşetler suçlayanların dosyalarının ya da sicillerinin ne kadar kalabalık olduğunu anlatıyor herhalde.

Sayın Yakar, bu sizin olmadığınızın cevabı değil?

Elbette çok doğru bir soru? Başkalarının arka bahçe ifadesinin tam namzedi olmaları bizi aklamaz. Öncelikle Eğitim-Bir-Sen’in kuruluş yılı 1992’dir. Bizi suçladıkları parti ise 2002 yılında kurulmuştur. İkincisi biz ülke gerçeklerinin farkında olarak, hükümetten mantıklı taleplerde bulunuyoruz ve tabi olarak istediklerimizi alabiliyoruz. Eğitim-Bir-Sen üyelerinin menfaatleri için çalışıyor ve hak talep ediyor. Bazı sendika ve sivil toplum kuruluşları gibi çatışma ortamı oluşsun amacında değil. Dikkat buyurunuz, gerektiğinde de, kamuoyunun bildiği gibi üyelerimizin haklarını ve menfaatlerini dişe diş savunuyoruz.

Basında İstiklal Marşına karşı olduğunuz hakkında haberler çıkmıştı?

Cumhuriyet gazetesinin haberini referans kabul eden bir sendikaya ne kadar itibar ederseniz, biz de o kadar bu sendikaya itibar ediyoruz.

Çok sert olmadı mı?

Sert mi? Asla gerçeklerin ta kendisini ifade ettim. Size bilgiyi sunan kim? Bunu araştırmadan rekabet hissiyle balıklama atlamanın maksadı sizce ne olabilir?

            Ayrıca şunu hem kamuoyu, hem de muhatapları iyi bilmelidirler; Bizde Resul Akay, Şuayip Özcan olayları yoktur. Bizde, Ergenekon sanıklarıyla iş birliği yoktur. Bizde darbecilikle suçlanan ve yargılanan kimselerle, kendi binamızda, kendi logomuzun altında nasıl yıkıcı eylemler yapacağımızı anlatan görüntüler yok. Bakın size bazı gerçeklerden bahsedeceğim, Çanakkale’de, Eğitim Sen ve milliyetçi, toplumun inançlarına saygılı olduğunu söyleyen Türk Eğitim Sen yetkililerinin ortak açıklamalarını söyleyeyim, yalnız bunun delili olan gazete küpürünüde lütfen yayınlayın. Bu iki sendikanın yetkilisi, basın toplantısında neler söylüyor; “Çanakkale Milli Eğitim Müdürlüğü, yeni atamalarında hep İmam Hatip Lisesi çıkışlı ve Din-Ahlak dersi öğretmenlerini atamaktadırlar.”suçlamasında bulunuyorlar. Bu durum huzursuzluk yapıyormuş. Soruyorum hani saygılıydınız? Başka bir konu; Ergenekon’un temellerinin atıldığı iddia edilen, televizyonlarda delilleriyle ispatlanan meşhur Türk Ortodoks kilise toplantılarına katılan, Şuayip Özcan ve kutlamak için gönderilen Türk Eğitim Sen çelenklerinizle ne yapmak istiyorsunuz? Aslında söylenecek çok fazla konu var ama bu milletin eğitimcileri neler olduğunu biliyor.

Bundan sonra ne bekliyorsunuz?

Eğitim-Sen ve Türk Eğitim Sen’de ciddi çözülmeler bekliyorum. Bu durum Eğitim-Bir-Sen’in mükemmel olduğundan değil, diğer sendikaların ülke menfaatleri ve insan hakları açısından duruşlarıyla ilgili konulardandır. Son olarak Eğitim-Bir-Sen sendikacılık yapar, Türkiye’nin ve üyelerinin menfaatlerini gözetir. Başkalarının kınamalarına aldırmaz, biz milletimizin temel değerlerinden güç alır ve yolumuza bakarız.

Sayın Mustafa Yakar, İdealist’in sorularına cesur ve dobra dobra cevaplar verdiğiniz için teşekkür ederiz. Bu röportajımız diğer sendikalara da cevap hakkı doğuruyor, ilkelerimizden dolayı isterlerse onlara da sayfalarımızın açık olduğunu herkesin bilmesini isteriz.

Bilakis İdealist Gazetesine, sevgili okuyucularına ve sizlere ben teşekkür ederim. Cesur gazeteciliğiniz, isminizle uyum içerisinde yayınlarınızın devamını dilerim.

 
Tarihi Konak Kültür Merkezi Olacak! PDF Yazdır E-posta

Çukurova Üniversitesi Türk İslam Sanatları Tarihi Anabilim Dalı Başkanı ve Çukurova Üniversitesi Ramazanoğlu Konağı Müdürü Yrd. Doç. Dr. Gözde Ramazanoğlu, yaptığı açıklamada, konağın, 500 yılı aşkın geçmişiyle, sadece Adana"nın değil, dünyanın da en eski sivil mimarlık örneği eserlerinden birisi olduğunu belirtti.

Ramazanoğlu Konağı'nın, Anadolu"daki Beylikler döneminden günümüze sağlam olarak ulaşan Beylik Sarayı olması nedeniyle, dünya kültür tarihi açısından da önem taşıdığını kaydeden Ramazanoğlu, "Kanuni Sultan Süleyman ve Sultan IV. Murat burada misafir edilmişti. Çünkü devlet başkanlarının sarayda ağırlanması geleneği vardır. Büyük şair Ziya Paşa, Adana"daki Valiliği süresince buradaki kabul salonunu kullanmıştır" dedi.

16. yüzyılın başlarından itibaren şehrin ortasındaki bu güzide eserin üniversiteye kazandırılarak kültür merkezi haline getirilmesinin son derece sevindirici olduğunu belirten Ramazanoğlu, restorasyonu Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından geçtiğimiz yıl tamamlanan eserin, Çukurova Üniversitesi tarafından, üniversitenin halka açık kültür merkezi haline getirilmesi için çalışmaların başlatıldığını kaydetti.

 

 
EĞİTİM-BİR-SEN GENEL BAŞKANI ADANA’YI ÖNEMSİYOR PDF Yazdır E-posta

Memur sen ve Eğitim bir sen genel başkanı Ahmet Gündoğdu Adana’daydı. Gündoğdu, il milli eğitim ve Seyhan milli eğitim müdürlüğünü ziyaret etti. Seyhan Milli Eğitimde tüm büroları gezerek, tek tek çalışanlarla sohbet eden Ahmet Gündoğan, sorunları yerinde tespit etti. Personelin sorunlarını dikkatle dinleyen Memur Sen ve Eğitim Bir Sen genel başkanı sorunların çözülmesi için gerekli teşebbüslerde bulunacağını söyledi. Seyhan Milli Eğitim Müdürü Recep İnce’yi de ziyaret eden Ahmet Gündoğdu, Adana 1 nolu şube başkanı Mustafa Yakar ve yönetim kurulu, 2 nolu şube başkanı Ali Uslu Seyhan Milli Eğitimin acilen taşınması gerektiği hususunda ortak kanaate ulaştılar. Seyhan Milli Eğitim halen dört ayrı noktadan hizmet vermeye çalışıyor. Acilen bu karışıklığın bitmesi gerektiğinde ortak bir kanaate varıldı. Genel başkan Ahmet Gündoğdu, eğitim camiasının çok büyük bir camia olduğunu, bu büyük aileye hizmet vermeye çalıştıklarından dolayı, işlerinin çok güç ama aynı zamanda çok haz aldıkları bir görev olduğunu söyledi. Adana ilimizi ve eğitim ailemizi önemsediklerini, bu amaçla sendikamıza bağlı olsun olmasın her meslektaşımızın sorunları elbette bizim sorunumuzdur dedi. Gündoğdu, tüm memur kardeşlerimizin, hangi sendikadan olurlarsa olsunlar onlar, bizim birinci dereceden kardeşlerimizdir. Kardeşlerimizin dertleri de acilen çözüm bulmalıdır. Bu konularda haklı taleplerimizin sonuna kadar takipçisi olacağız, gönüllerini ferah tutsunlar diyerek, Seyhan Milli Eğitimde çalışan kardeşlerimizin sıkıntılarını not aldık, çözüm için gayret göstereceğiz. Dedi.

 

SEYHAN MİLLİ EĞİTİMDE KARMAŞA

            Milli Eğitim camiasıyla yaptığımız görüşmelerde eğitimciler Seyhan Milli Eğitimle ilgili işlerinde çok zorlandıklarını söylediler. İlköğretimle ilgili konular bir binada, orta öğretim başka binada, bütçe muhasebe başka bir okulun içerisinde olunca sağlıklı bir hizmet almakta ve eğitim camiasına hizmet sunmakta zorlanıyoruz dediler. Seyhan Milli Eğitimde çalışanlar ise işlerinin ne kadar zor olduğunu bizimle gezerek gösterdiler. Seyhan Milli Eğitimden, bütçe muhasebenin yönetildiği birim on dakikalık bir mesafede, Ulu caminin yanındaki İnkılap İlköğretimin binası içinde. Bilişim ise Büyükşehir Belediyesinin yanındaki Abdurrahim Gizer İlköğretiminde. Süreyha Nihat Oral ilköğretimde Arge (araştırma geliştirme)  var. Seyhan nüfus müdürlüğü binasındaki, özel idarenin içerisinde eğitim-öğretim, ilköğretim ve halk eğitim var. Biz bütün bu birimleri ve yerleri gezerek, not alarak ancak öğrenebildik. Gerçekten böyle bir karmaşa, ilkel yapı Adana’ya, Seyhan’a yakışmıyor. Bu konunun ancak Adana Valimiz Sayın İlhan Atış ve Milli Eğitim Müdürümüz Abdulgafur Büyükfırat’ın girişimleriyle sonuçlanabileceğini gördük.